Evlilik genel bir ifade ile iki kişinin birlikte yaşamak, çocuk sahibi olmak, kendilerine ait değerler ile çocuk yetiştirmek, paylaşmak gibi faaliyetleri yerine getirmek için bir kurum oluşturulması şeklinde tanımlanabilir. Evlilik genç yetişkinlik döneminin önemli evrelerinden bir tanesidir; birey eş seçer, kiminle beraber yaşayacağına karar verir ve aile kurar. Günümüzde evliliğe yüklenen anlam kültürler ve toplumlar arasında farklılık göstermektedir. Bireysel yaşam içerisinde bireyin farklı hayat amaçları ve hareket tarzları varken evlilikle birlikte kolektif bir amaç etrafında birleşilir. Bireylerin karşılıklı olarak fizyolojik, psikolojik ve de duygusal nedenlerle birbirlerine ihtiyacı vardır; bu sebeplerden dolayı evlilik birlikteliği psikolojik doğanın ihtiyacı olarak kabul görür.

Farklı cinsten iki kişinin birbirlerini bütüncül bir biçimde tamamlamaları evlilikte “uyum” sağlanmasına katkı sunar. Kadın ve erkeğin değişik boyutlarda karşılıklı uyum göstermesi ile beraber eşlerin bütüncül uyumu ortaya çıkar. Ailenin mutluluğu cinsel davranış, sosyal yaşam, duygusal yaşam, insan ilişkileri ve benzeri konularda eşlerin birbirlerini tamamlaması ile ortaya çıkabilir.

Locke (1968), evlilik uyumunu; evlilik ile ortaya çıkan değişikliklerin eşler tarafından birbirlerine uyum sağlayarak özümsendiği; eşlerin sağlıklı iletişime sahip olabildikleri; çatışmalardan uzak durulan ve ortaya çıkan çatışmaların iki tarafı da tatmin edecek şekilde ortadan kaldırıldığı, tarafların taviz verseler de mutluluk duydukları adaptasyon olarak tanımlamaktadır.

Evlilik içerisinde tarafların birbirlerinin ihtiyaçlarının bilincinde olması ve bunların karşılamaya çalışması, sevecen ve aktif bir ilişki yaratmak için çabalaması önemlidir. Karşılanmayan, ihmal edilen ihtiyaçlar açıkça söylenmediğinde ya da beklentiler açıkça dile getirilmediğinde tüm ailenin zarar görmesi gibi bir sorun ortaya çıkmaktadır. Ebeveyn çatışmalarının çok olduğu veya ebeveynlerin boşanmış olduğu evliliklerin çocukların yaşam doyumunu düşürdüğü ve bu bulgunun tüm kültürler bakımından geçerli olduğu ortaya konulmuştur.

Karı koca arasındaki birlikteliğin sağlıklı sürdürülebilmesi iletişim ve etkileşimde uyum göstermeleri ile mümkündür. Bunun gerçekleşebilmesi için öncelikle karşılıklı sevgi, anlayış ve saygının olması ve tarafların birbirlerine değer vermesi gerekir. Evlilik uyumu, kadın ve erkeğin evlilikten elde ettikleri memnuniyet ve mutluluk anlamına gelmektedir. Bu açıdan bakılırsa, her bir bireyin evlilik ilişkisini sürdürebilme kapasiteleri, evlilik uyumunun ortaya çıkabilmesi için önemli hale gelmektedir.

Bir evliliğim uyumlu olarak kabul edilebilmesi için, bireyin evlilik yaşantısı içerisinde mutlu olması, eşlerin arasındaki iletişimin pozitif olması, tarafların cinsel doyum elde etmesi ve evlilik kararının verildiği ilk güne dönülebilse yine aynı kişi ile bu birlikteliğin kurulacağına dair isteğin olması gibi olumlu düşünce ve yaklaşımların var olması gerekir. Kaliteli etkileşim kurabilen, kolaylıkla orta noktada buluşabilen ve sürekli çatışmayan eşlerin evlilik uyumları bu konularda sıkıntı yaşayan eşlere göre daha yüksektir. Taraflar ne kadar az bencil davranışlar sergilerse ve kendilerini karşı tarafın yerine koyarak ne kadar fazla sayıda empatik davranışlar sergilerse, evlilik uyumunun da bunlara bağlı olarak yükseleceği kabul edilmektedir. İncinme halinde duygusal açılımı başlatan ve bağışlama refleksini harekete geçiren empati sayesinde, taraflar sorunlarını daha kolay çözebileceği ve çatışmaları sonlandırabileceği için doyumun da yükselmesi sağlanabilecektir. Bu nedenle bireylerde empati yeteneğinin gelişmesi evlilik doyumu için önemli hale gelmektedir.

Evlilikte Uyumu Etkileyen Faktörler

Evlilik ile birlikte elde edilmesi umulan mutluluk, beklenti ve tatminlerin sağlanabilmesi, ancak karı kocanın sağlayacağı uyum ile mümkündür. Evlilik uyumu öznel bir değerlendirmedir. Bununla birlikte iyi bir uyum, evlilik memnuniyetinin yüksekliği, yapıcı bir iletişim ile ilişkiden sağlanan doyum ve mutluluğun yüksek olduğu düşünülmektedir.
Evliliği etkileyen etmenler Larson tarafından oluşturulan Evlilikte Üçgen Modeli’nde 3 ana kategoride incelenmiştir:

Kişisel Özellikler: Problemler ve stresle baş edememe, tepkisel olma, sinirli olma ve öfkeli olmalı, kavgacı olma, tedavi edilmemiş depresyon, fazla çekingen olma olumsuz özelliklerdir. Esnek ve dışadönük olma, benlik saygısı yüksek olması, kabul edebilme davranışını gösterme ve aşk ise olumlu özelliklerdir.

Çift Özellikleri: İyi iletişim sahibi olma ve çatışmaları çözme yeteneği, yakınlık kurabilme, güç paylaşımı yapabilme ve orta noktada buluşabilme evli çiftlerin uyuma etki eden özellikleridir.

Çevresel Etmenler: Aileden ayrışarak özerkleşebilme, ebeveynlerin evlilik birlikleri, ebeveynlerin ve yaşıtların pozitif yaklaşımları, iş yerinden kaynaklı stres olayları, ebeveyn olmanın getirdiği gerginlik, ev hâricindeki mesuliyetlerdir. Diğer stres nedenleri ise, sağlıkla ilgili sorunlar, yaşam şartlarının güçlülüğü nedeniyle ortaya çıkan borçlar ve partnerin kan bağı olan bireyler olarak ifade edilmektedir.

Her ilişkinin canlı tutulabilmesi için partnerler tarafından sürekli bir çaba halinde olunmalıdır. Bu harcanan çaba ve karşılığının alınmasının denge halinde olması oldukça önemlidir. Şayet bireyin ilişki için sarf ettikleri; ilişkiden elde ettiklerinden fazla ise birey düşük kazanan taraftır, eğer daha fazla ise yüksek kazanan taraftır. Evlilik uyumunun gerçekleşebilmesi için tarafların eşit kazanması gerekir. Tarafların kendisini eşitsiz algılaması, uyum seviyesinin daha az olduğunun göstergesidir. En yüksek uyum seviyesi ise taraflardan her birinin kendisini diğeri ile denk olarak algıladığı ilişkilerde görülmektedir.

Evlilik uyumu üzerinde etkisi olan temel faktörlerden bir diğeri ise cinsel yaşamdır. Cinsellik, yaşamsal bir ihtiyaç olmasa bile yaşam içerisinde çok önemli bir yere sahiptir, birincil ihtiyaçların hemen ardına konumlandırılabilir. Cinsel hayat, sadece hazzı ve hazzın bölüşülmesinden ibaret değildir; kavram, hazla birlikte bireylerin vicdani değerleri, toplumsal kurallar ve belirli sınırlarla çerçevelendirilmiş biyolojik, sosyal ve ruhsal yönleri bulunan bireysel bir yaşam olarak tanımlanabilir. Çiftlerde bu farkındalığın olması oldukça önemlidir. Cinsel doyumunun da denge prensibi ile yaşanması ve sorunlu komponentlerin açık ve işbirliği ile çözülmesi gerekmektedir.

Evliliğin uyumlu olması beraberinde başarılı bir aile hayatını da getirmektedir. Aile içinde birlik ve beraberliğin sağlanabilmesinde her konuda uzlaşma aranması ve uyum sağlanması önemlidir. Evliliğe, bireylerin rolleri ve iletişim ağlarının oluşturduğu bir sistem olarak bakılırsa; evlilikte uyumun sağlanması ve sürdürülebilmesi için eşlerin karar verebilme becerisi, iletişim kalitesi, akrabalar ile olan ilişkiler, boş zamanların kullanılabilmesi, hane gelirinin yönetimi gibi konularda tarafların uyum içerisinde olması gerekir.

Ortaya çıkan sorunların şeffaflıkla tartışılabilmesi, hoşgörü ve anlayış ile çözülebilmesi gelecekte ortaya çıkabilecek daha büyük sorunlar için bireyleri hazırlamakta, sorunları çözme becerilerini ve baş etme yollarını öğretmektedir. Bu sayede evlilik uyumu artarken birlikteliğin korunması sağlanabilmektedir.

Sağlıklı Günler Dilerim
Uzm. Dr. Burhan Burhanoğlu
Psikiyatrist & Psikoterapist
Fethiye