Günümüzde oldukça yanlış kullanılan her iki yöntemin de amacı aslında disiplini sağlamaktır. Disiplin çoğunlukla kural ve yönetmeliklere uygun sergilenen düzen anlamında kullanılmaktadır. Disiplin altına almanın bir anlamı denetlemek diğer anlamı eğitmektir. İlk anlam çerçevesinde “yönetmek, hizaya sokmak, sınırlamak, dizginlemek, susturmak, zorlamak, engellemek, cezalandırmak, dayakla adam etmek, azarlamak, eleştirmek, ayıplamak, sitem etmek” vardır. Disiplinin diğer anlamı ise “eğitmek, antrenman yaptırmak, bilgi vermek, bir şeyin esaslarını öğretmek, aşılamak, alıştırmak, eğitim vererek ve denetim altında tutarak boyun eğdirmek ve düzene sokmak, düzeltmektir”. Her iki anlamda da güç kullanmayı gerektirdiği için, çocuklar bu güce karşı koyarak, isyan ederek ya da yalan söyleyerek kendilerini savunurlar.

 

Disiplin üzerine ciddi araştırmalar yapmış olan Psikolog Thomas Gordon  disiplinle ilgili şöyle der: “Disiplinin pek çok kişi için evdeki kedi ve köpeklerine kullandıkları biçimde ödül ve ceza kullanmakla eşdeğer olduğunu gördüm. Ödüllerin etkili olmadığını, cezaların işe yaraması için şiddetli olması gerektiğini öğrendim. Cezanın çocukların saldırganlıklarını engellemediğini, tersine saldırganlıklarının nedeni olduğunu keşfettim”. Otoriteye zorunlu olarak boyun eğen bu çocukların, büyüdüklerinde sorun yaratan ve isyankar çocuklara dönüşme ihtimalleri yüksektir. Bu kişilerin denetim odağı dıştan gelen yönlendirmelerle sağlandığı özdenetim becerisi geliştiremezler (dış denetim odağı-dış disiplin). Tersine kendi kendini disipline etmiş kişilerde denetim odağı (iç denetim odağı-iç disiplin) içeridedir.

 

Cezalar, çocuğun davranışını değiştirmek amacıyla çocuğa karşı takınılan acı verici ya da saldırgan tutumlardır. İsviçreli psikolog Piaget’e göre çocuklar, ödül ve ceza kullanılınca kendilerini yönetme haklarının ellerinden alındığını ifade eder. Ceza, denetim altına alınanları, gözleri kapalı her şeye uymaya yönelten, dış denetimli davranış yönetimi tekniğidir. Çocuğa “kendin için iyi olana göre değil, başkalarının tepkilerine göre karar vermelisin” mesajı verilir. Halbuki özellikle orta çocukluktan ergenliğe geçerken akran baskısıyla kötü alışkanlıklar kazanma ihtimali olan bir gencin yanında annesi, babası ve öğretmeni yoktur. Ebeveynler genelde iyi niyetle çocukları iyi insan olsun, olumsuz davranışları değişsin diye ceza yöntemine başvurmaktadır.

 

Temelde iki tür ceza vardır:

 1-Tokat atmak, dövmek, vurmak gibi yöntemlerle fiziksel acı içeren fiziksel ceza vermek.

2-Yalnız bırakmak, ilgiden mahrum bırakmak ya da özgürlüğünü ve bir kısım izinlerini elinden almak suretiyle duygusal ceza vermek

 

Çocuklukta yaşanan fiziksel ceza ile ileriki yıllarda depresyon, intihar ve diğer psikiyatrik bozukluklar arasında yakın ilişkili olduğu bilinmektedir.

 

 “Odaya kapatma, yaptığı yaramazlığı telafi için fazladan çalıştırma, en sevdiği oyuncakla oynamasına ya da bisiklete binmesine izin vermeme, zorla yemek yedirme, sevmediği yemeği bitinceye kadar sofradan kalkamama, arkadaşlarının önünde aşağılama, bağırıp çağırma, yok sayma” gibi davranışlar duygusal cezalara örnek gösterilebilir.

Çocukların kendilerini denetleyen kişilere karşı geliştirdikleri baş etme

yöntemleri vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir: “Karşı koymak, isyan etmek, öç almak, saldırganlık, kanun ve kurallara uymamak, kızmak, yalan söylemek, aldatmak, suçu başkalarına atmak, yağcılık yapmak, aşırı hayallere dalmak, rekabet etmek, kaytarmak, kopya çekmek, evden kaçmak, okulu bırakmak, konuşmamak, yetişkinleri defterden silmek, umursamazlık, ağlamak, depresyon, korkmak, yeni bir şeye denemeye çekinmek, sürekli onay aramak, güvensizlik, psikosomatik belirtiler, aşırı yemek, aşırı perhiz yapmak, boyun eğmek, içki ve uyuşturucu kullanmak vb…

Engellenmeye karşı gösterilen tepki saldırganlıktır. Yıllar önce hayvanlar sonra çocuklarla deney yapılmıştır. Deneklerin çok ihtiyaç duydukları şeyler (yiyecek oyuncak, vs.) elde etmelerine izin verilmemiştir. Engellenenler saldırganlaşmışlardır. Psikologlar bunun üzerine engellenme ve saldırganlık kuramını geliştirmişlerdir.

Ödüller de cezalara benzer. Bir kez ödül sistemi kurulduktan sonra çocuğa ödül verilmemesi ceza olarak algılanır. Ödül alamamak da cezalandırılmak gibi özsaygıyı yıpratıcı ya da öfke uyandırıcı sonuçları olabilen mutsuzluk veren bir deneyimdir. Cezada itaatsizlik cezalandırılır, ödülde ise itaat ödüllendirilir. Dikkat ederseniz her iki durumda da koşul vardır. Çocuklar, hoşumuza gitmeyen şeyler yaptıklarında sevgiyi geri çekerken, hoşumuza giden şeyler yaptıklarında sevgi vermek “koşullu ebeveynliktir”. Çocukların iyi davrandıkları karşılığında bir şey almaları gerektiğini öğrenmeleri oldukça yanlıştır. Çünkü yaşayacakları toplum kimseye kurallara uygun davrandıkları için ödül vermez.

 

Kişinin sorumluluk alması için onu istemesi gerekir. Zorlama bu isteği

uyandırmaz. Ceza alan çocuk kendini kurban olarak görür ve sorumluluktan kurtulur. İstek içten gelir. Kendi seçiminizdir. Yani ödül ve ceza iç disiplini geliştirmede etkisizdir. Dolayısıyla çocuklarla ve gençlerle baskı kullanılmayan ve onlarla birlikte işbirliği içinde çalışılan yöntemler gereklidir.

 

Sağlıklı Günler Dilerim

Uzm. Dr. Burhan Burhanoğlu

Fethiye Psikiyatrist & Psikoterapist