Çocuk İstismarı

Haber programlarında gazetelerde ya da çevremizde sıklıkla gördüğümüz toplumsal olarak bizi derinden yaralayan çocuğa verilebilecek en büyük zararlardan biri olan onu cinsel yönden bir yetişkinin kendi isteği doğrultusunda çocuğu kullanması gitgide artan yada eskiye göre daha çok ortaya çıkabilen bir durum halini almaktadır.

Çocuk istismarı-ihmali nedir?

Çocuk istismarı fiziksel ya da psikolojik olarak bir çocuğa bir yetişkin tarafından kötü davranılmasıdır. Ayrıca çocuklara kötü muamele, çocuk istismarı ve ihmali ile çoğu zaman eş anlam taşır. Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını şöyle tanımlar: “Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir.”
Çocuk; doğduğu andan itibaren büyüme süreci içinde ailesiyle kurduğu etkileşimden çıkardığı sonuçları özümseyerek kişiliğinin ve ruhsal yapısının temellerini oluşturmaktadır.Çocuk ana babaya yalnızca bakım ve beslenme açısından değil aynı zamanda ilgi ve sevgi bakımından da muhtaçtır. Çocuk sevgi dolu ve huzurlu bir aile ortamında kurduğu temellerle davranışlarını, sosyal ilişkilerini ve topluma uyumunu düzenler. Bu nedenle, ana babaların çocuklarına karşı gösterdikleri tutum ve davranışlar çocuğun yetiştiği ortam, çevresindeki diğer yetişkinlerin davranışları da çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesi açısından önemlidir.Çocukların aileleri veya çevreleri tarafından cinsel istismara maruz kalmaları onları, psikolojilerini, sosyal yaşantılarını, gelecekte verecekleri kararları ve yaşam kalitelerini ve gelişimlerini olumsuz olarak etkileyebilmektedir.

 

12

Cinsel İstismara neden olan etkenler nelerdir?

A. Psikososyal ve Kültürel Risk Etkenler:

Geleneksel erkek egemenliğini romantikleştiren ve popüler yapan medya programları,medya yolu ile çocuklara gösterilen cinsel ilgiye toplumsal tolerans gösterilmesi,cinsel saldırganlara yönelik hukuki yaptırımların zayıf ve yetersiz olması,duygularını cinsel bir yolla ifade etmeyi öğreten kültürel normlar,mastürbasyonu bastıran moral normlar,pornografi gibi aşırı uyaranların kolay ulaşılır olması ve seyredilmesi,sosyal açıdan izole olmuş aile, aile bireyleri arasındaki sınırların ve mahrumiyetin erozyona uğraması,
B. Kişisel ve Psikolojik Risk Etkenleri:

Saldırganların güçlü olma ve kontrol etme ihtiyaçları,karşı cinsle sağlıklı iletişim kurabilme düzeyinde cinsel olgunlaşmaya ulaşmamış olması,reddedilme veya yetersiz olma korkusu,alternatif cinsel doyum kaynaklarının ulaşılmaz olması veya tam tatmin etmemesi,saldırganın kendine özgüvenini tehdit eden stres durumları,evlilik ilişkisinin işlevselliğini kaybetmesi, evlilik sorunları ve cinsel işlev problemleri,aile içi şiddet, ebeveyn-çocuk bağlılığının uzak olması, anne yoksunluğu veya hasta olması,alkol ya da madde kullanımı,psikopatolojik rahatsızlıklar.

Hangi özelliklere sahip çocuklar cinsel istismar riskiyle karşılaşabilir?
Cinsel istismar, sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi ne olursa olsun, her yaş grubundan çocuklar tarafından yaşanmaktadır.Zihinsel ve fiziksel özürlü çocuk ve kadınların daha çok istismar edildiği bilinmektedir.Sosyal olarak izole olmuş, ekonomik olarak güçsüz ve duygusal olarak koruyucu olmayan ailelerdeki çocuklar daha çok cinsel istismar yaşamaktadır.Bir çok cinsel istismar olayı aile içinde ya da çocuğa yakın kişilerce yapılmaktadır.Aile dışı cinsel istismar her şekilde olabilir ve daha uzun sürebilir.En sık rastlanılan cinsel istismar türünün parmakla penetrasyon ve penil vajinal olduğu bulunmuştur.Şiddet içerikli cinsel saldırı ve tecavüzlerin daha çok yabancılar tarafından yapıldığı bulunmuştur.

Çocuklar neden cinsel istismar olayını söyleyemezler?
Olayın ne olduğunu anlamayacak ve kelimelerle ifade edemeyecek kadar küçük olabilirler,olayın gizli tutulması için tehdit edilmiş veya rüşvet verilmiş olabilirler,cinsel istismar yolu ile verilen ilgiden ve buna eşlik eden duygulardan dolayı kafaları karışmış olabilir,kimsenin kendilerine inanamayacağını düşünürler,kendilerini suçlarlar veya kendilerinin kötü olduğuna ve istismarın kendileri için bir ceza olduğuna inanırlar,çok utanıyor olabilirler,cezalandırma korkusu yaşayabilirler,sevdiklerinin sorun yaşayacağı korkusu ile söylemeyebilirler.

Cinsel istismar çocukları nasıl etkiler?
Çocukların aile içi veya aile dışı şiddete maruz kalmaları psikolojik, sosyal ve bilişsel gelişimlerini olumsuz etkiler. İhmal edilen ve istismara uğrayan çocukların, istismar yaşantısına özgü tipik davranım bozuklukları gösterdikleri ve hem travmayı izleyen kısa dönemde hem de travma sonrasındaki uzun bir dönemde ağır ruhsal sorunlar yaşama riskine sahip oldukları gözlenir:
a. Fiziksel Etkiler :
Baş ve karın ağrısı, kusma, iştah azalması,çocuklarda açıklaması olmayan dudak/ağız ve genital/anal çevresinde ağrı, şişme, kızarma, kanama, iltihap kapmaları, üriner iltihaplar ve cinsel yoldan transfer edilmiş hastalıkların olması.
b. Psikolojik Semptomlar :
Dikkat eksikliği,öfke nöbetleri,depresyon ve kaygı,kendine saygıda düşüş, güven eksikliği, disosiyatif bozukluklar (unutkanlık, aşırı hayal kurma, trans benzeri durumlar, hayali arkadaşın olması ve uykuda yürüme),Uyku rahatsızlıkları, yeme bozuklukları.
c. Davranışsal Semptomlar :
Aşırı temizlenme ihtiyacı veya temizliğin ihmali,daha bebekçe davranışlar geliştirme,İnsanlardan veya bazı yerlerden korkmak ve kaçmak,okul ve disiplin problemleri, suça yönelme,madde bağımlılığı, kendine zarar, intihar girişimleri,cinsel eylemlerin çoğalması ve erken yaşta hamile kalma,Yetişkinlerin cinsel davranışlarını taklit etmek,Kendileri, başka çocuklar ve oyuncakları ile cinsel içerikli oyunlar oynamak,Kendi yaşlarının üzerinde olan cinsel bilgiyi dolaylı yoldan yapılan konuşmalar, sözler, ifadeler ve davranış yolu ile göstermek.

2

Çocuklar cinsel istismara maruz kaldığını ne zaman ve nasıl söyler?
İstismarın derecesi, sıklığı artar ve çocuğu korkutursa,cinsel istismardan korunmayla ilgili bilgi alırsa ve kendisine yapılanın doğru olmadığını fark ederse ve söylenmesi gerektiğini öğrenirse,kardeşleri kendisinin ilk istismar edildiği yaşa gelmişse onları korumak maksadıyla,ergenliğe gelip hamilelikten korkarsa,İstismarcının baskısından kurtulmak istediğinde,çocuk güvenebileceği ve kendisi ile yakından ilgilenen bir yetişkinle karşılaşırsa,fiziksel bir yakınması (üriner enfeksiyon vb.) sonrası doktora gittiğinde,ayrıca çocuklar sırlarını en yakın arkadaşları ile paylaşmak istediklerinde.

Çocuğun Cinsel İstismara Maruz Kaldığını Nasıl Anlarız?
Özellikle fiziksel, duygusal ve davranışsal belirtiler çocukların cinsel istismara maruz kaldıklarının açık göstergesi olurlar.
Eğer bir çocuk;
Sık sık baş ve karın ağrısı, kusma, iştah azalması, genital şikayetler ve cinsel enfeksiyonlar yaşıyorsa,dikkat eksikliği, öfke, depresyona benzeyen donuklaşma, olağan aktivitelerden geri çekilme ve insanlar yanında yoğun kaygı ve kaçma eğilimleri gösteriyorsa,aşırı temizlenme ya da temizliği ihmal etme, cinsel ilişkiye dayalı bilgiyi sözel ve davranışsal olarak sergiliyor ve oyunlarda sık oynuyorsa ve okul ve sosyal becerilerde gerileme yaşıyorsa istismara maruz kaldığını söyleyebiliriz.
Çocukları Cinsel İstismardan Nasıl Koruyabiliriz?
Güvenliklerini sağlamayı öğretin bedenlerini korumayı öğretin.Hayır demeyi öğretin.Yardım istemeyi öğretin.Onlara sizinle her türlü sorunu paylaşabileceği inancını yerleştirin.Her zaman sır saklanmayacağını öğretin.Dokunulmayı reddetmeyi ve sınırlar koymayı öğretin.Büyüklerin bazı kurallara uymayacağını öğretin.
Cinsel İstismara Uğrayan bir Çocukla karşılaşıldığında Neler Yapılmalı?
Durumu yazılı ya da sözlü olarak en yakın karakol ya da Cumhuriyet Savcılığına bildirimde bulunulmalıdır.Bir çocuğun cinsel istismara maruz kalma durumunda bulguların kaybolmaması için çocuğu en yakın sağlık kurumuna götürerek rapor alınmalıdır.Savcılık durumu Adli Tabibliğe gerekli incelenmeler yapılması için yönlendirir.Çocuğun ruhsal belirtileri çok ve fazla ise bir sağlık kuruluşundan ve profesyonelden yardım alın.
Çocuk Cinsel İstismara Uğradığını Söylediğinde Ne Yapmak Gerekir?
Çocuğun uzun süre birçok sorun yaşamasına sebep olan bazen de cinsel istismar ortaya çıktığında çocuğa verilen mesajların içerikleridir. Bir çocuk cinsel olarak istismara maruz kaldığını belirtiyorsa;Anlattıklarına inanın çünkü çocuklar bu konuda yalan söylemezler.Çocuğun korkup kaygılanmasına neden olacak abartılı tepkiler vermeyin.Bu durumun O’nun suçu olmadığını, herşeyin düzeleceğini söyleyin.Kendisine yardım edeceğinizi ve güvende olacağına dair teminat verin.Konuyla ilgili konuşması için zorlamayın, ama çocuk konuyu konuşmak istiyor ve sık sık gündeme getirme ihtiyacı hissediyorsa dinleyin.Çocuğun anlattığı istismar öyküsüne hiçbir şekilde yorum yapmayın. Eğer çocuk kendisinin bu olayı hakkettiğine dair çarpıtılmış inançlar geliştirmiş ise bunun hiç bir şekilde kendisinin suçu olmadığını söyleyin.Meraka dayalı sorular değil (Nerde oldu, nasıl oldu, ne zaman başladı, ne yaptı vb…), duygularına dayalı sorular sorun (ne hissettin, nasıl hissediyorsun, duyguların neler vb.).Durum ortaya çıktıktan sonra neler olacağına dair bilgi vererek çocuğu olacaklar konusunda hazırlayın.Çocuğun sosyal olarak damgalanmaması için durumu sadece bilmesi gereken kişiler arasında tutun.Sizin (öğretmenler, aile bireyleri) bu travmatik olaya yaklaşımınız çocuğun olayı kısa zamanda atlatıp sağlıklı hayat ve gelişimine devam etmesine yardımcı olacaktır. Çocukla kuracağınız sevgi, şefkat ve güven içerikli bir ilişkinin iyileştirici gücü fazladır.Çocuğa haklarının ne olduğunu, neler yapabileceğini ve yapmaya karar verdiği davranışın ne gibi sonuçları olacağını bildirin.

1
Uzun Bir Süreçte Cinsel İstismara Uğramış Bir Çocuğa Nasıl Davranmalıyız?
Güvende olma, dinlenme ve beslenme gibi fiziksel ihtiyaçlarını her daim karşılayın.İhtiyacı olan sevgi, şefkat ve ilgiyi verme konusunda her zaman sürekli ve istikrarlı olun.Yaşadığı olayla ilgili tepkilerin (sizin ve başkalarının) her zaman yargılayıcı ve suçlayıcı olmamasına dikkat edin.Ev ve okula ilişkin sorumluluklarını aksatıyorsa bu konularda beklentileri geçici bir süre erteleyin.Çocuğu duygularını ifade edebilmesi, normal bir hayat uyumu yakalayabilmesi için yapılandırılmış ama basit ev ve rehabilitasyon uğraşlarına yönlendirin.Sık sık düşünce ve duyguların sözel ve oyunla ifadesini teşvik edin.Yaşadığı olayı anlatmak isterse konuşmasına izin verin ve dinleyin.Çocuğun olay sonunda içinde olacağı ruhsal ve yasal süreç içinde her daim destekleyin, yanında olun.Cinsel istismarla iligli yanlış anlama ve çarpıtmalarını düzeltin.İstismarın etkisiyle bazı çocuklar duygusal, sosyal ve zihinsel olarak gerileme gösterebilirler. Bu durumu anlayışla karşılamanız ve çocuğu eleştirmemeniz çok önemlidir.Bazı çocuklar yaşlarının çok ötesinde cinsel bilgiyi sözel olarak gündeme getirip cinsel içerikli oyunlar oynamaya devam edebilirler. Fazla tepki vermeden uygun bir yerde çocukla birebir bu yaptığının yaşadığı olaydan kaynaklandığını, diğer çocuk ve erişkinlerden olumsuz tepki almaması için bu davranışlara dikkat etmesi gerektiğini söyleyin.
Çocuğa yönelik cinsel istismarı önleme konusunda neler yapılabilir?
Çocuğa yönelik cinsel istismar bedensel olduğu gibi psikolojik bütünlüğü de zedeleyen bir olaydır. Çocukların maruz kaldıkları herhangi bir istismardan duygusal, cinsel ve sosyal olarak etkilenmemeleri ve bu yaşantının kişilik gelişimini derinden etkilememesi olanaksızdır. Sadece cinsel değil, aynı zamanda duygusal ve fiziksel şiddeti öğrenmenin çocuklukta gerçekleşip yetişkinlik süresince kalıcı hale geldiği dikkate alınırsa, çocuklara yönelik istismarı önleyici çalışmaların önemi kavranabilir. Ancak bu çalışmalar ülkemizde hiç de yeterli değildir. Çocukların cinsel ve fiziksel istismarı karmaşık ve toplumsal bir sorundur ve buna neden olan bir çok psikolojik, sosyal ve kültürel etkenleri inceleme ve değiştirme gereğini ortaya çıkarmıştır. Öncellikle toplumun bir bütün olarak bu sorunu tanımlaması ve önüne geçmesi için ailelere ve halka yönelik eğitim programlarıyla toplumun çocuk istismarlarına yönelik sağlıklı tutum ve tavırlar geliştirmesi gerekmektedir. Okullarda veya basın ve yayın organlarını kullanarak çocuklara yönelik yapılan istismarlar hakkında bilgilendirme çalışmalarının çocukların istismardan ailelerini haberdar etmeleri ve ailelerin de çocuklarını istismardan korumaları konularında olumlu sonuçlar vermektedir.

Uzm. Dr. Burhan Burhanoğlu
Psikiyatrist & Psikoterapist
www.fethiyepsikiyatri.com
(0252) 614 97 00

Devamını Oku

Psikoterapi Nedir ?

Psikoterapi, psiko ve terapi kelimelerinden oluşan bir kavram/terimdir. Psiko: can, ruh, nefs; terapi ise iyileştirme, daha iyi hale getirme anlamına gelmektedir. Psikoterapi kişinin kendisi veya başkaları ile ilgili tutum, duygu veya davranışlarını değiştirmeye yönelik bir sürece girmesine ışık tutan bir yöntemdir. Dünya üzerinde milyonlarca kişi psikoterapi sayesinde yaşam kalitesini arttırmış, kendilerini rahatsız eden tutum veya davranışlarını değiştirmeyi başarmıştır. Psikoterapi bir profesyonel tarafından yapılan konuşma tedavisidir. Uzman, kişinin duygu ve düşünceleri ile ilgili farkındalık kazanmasına, davranışlarını değiştirmesine, sorunları çözmesine veya stres, hüzün, korku veya yas gibi duyguları ile başa çıkmayı öğrenmesine yardımcı olur.

 

Çok çeşitli psikoterapi şekilleri vardır ve her bir psikoterapi okulu kendisine has bir yöntemi benimsemiştir. Psikoterapi türünün seçimi büyük oranda hastanın/danışanın özel durumuna ve hizmeti veren merkezin imkanlarına göre yapılmaktır. Psikoterapiye konuşarak tedavi, danışmanlık, psikososyal yaklaşım ve terapi de denilebilmektedir.Psikoterapi bir çok ruhsal sorunun tedavisinde faydalı olabilmektedir. Örneğin:

Kaygı Bozuklukları: Obsesif kompulsif bozukluk (takıntı zorlantı bozukluğu), fobiler, panik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu gibi

Mizaç Bozuklukları: Depresyon gibi.

Bağımlılıklar: Alkolizm, madde bağımlılığı ve kumar bağımlılığı gibi.

Yeme bozuklukları: Anoreksi ve bulimi gibi.

Kişilik bozuklukları: Sınır (borderline) kişilik bozukluğu, narsisistik kişilik bozukluğu gibi.

 

Psikoterapi sadece hastalıklarda değil ayrıca yaşama ait bir kısım zorluk ve başarısızlıklarda da başvurulan bir yöntemdir. Örneğin;

  • Eşler arasındaki sorunlarda,
  • İş ve okul gibi ortamlarda kaygı ve zorlanmaların azaltılmasında,
  • Boşanma, sevilen bir kimsenin kaybı ve iş kaybı türünden hayata dair önemli değişiklikler ile baş etmede,
  • Çabuk sinirlenme ve pasif-agresif davranış gibi sağlıksız davranışlarla baş edilmesinde
  • Diyabet, kanser ve kronik ağrı gibi kronik ve ciddi fiziksel sağlık sorunlarında kişisel uyumun yakalanabilmesi amacıyla,
  • Fiziksel ve cinsel travmada,
  • İster fiziksel isterse ruhsal nedenlerle ortaya çıksın, cinsel sorunlarda,
  • Kimi uyku sorunlarında

Bazı durumlarda psikoterapi, ilaç tedavisine yakın düzeyde etkili olabilmektedir. Ancak, ruhsal durumunuzun özelliklerine bağlı olarak psikoterapinin tek başına yeterli olmayacağı bir çok durumda, psikoterapi ilaç tedavisi gibi fiziksel tedavi yöntemlerine yardımcı bir yöntem olarak uygulanmaktadır. Psikoterapi sıklıkla risksiz bir yöntemdir. Psikoterapinin kimi dönemlerinde acı verici his ve deneyimlerin incelenmesi sebebiyle, zaman zaman kendinizi rahatsız hissedebilirsiniz. Maruz bırakma (exposure) terapisinde kaçınmakta olduğunuz kimi durumlarla yüzleşmeniz gerekecektir örn. uçma korkusu olanlarda uçağa binme gibi. Bu gibi anlarda geçici bir kaygı hissetmeniz doğaldır. Ancak bu sayede öğreneceğiniz baş etme yöntemleriyle daha sonra, olumsuz korku ve hislerinizi idare etme yolları geliştireceksiniz.

Psikoterapiye başvurmadan önce terapistinizin işinin uzmanı olup olmadığını araştırın.Bir psikoterapiste başvurmadan önce, psikoterapistin önceki eğitim ve tecrübelerini araştırın. Psikoterapist doğrudan bir mesleki titr, ünvan ve diploma düzeyine karşılık gelmeyen genel bir deyimdir. Eğitimli psikoterapistler psikiyatri uzmanları ve klinik psikologlardır. Psikiyatri uzmanları tıp eğitimlerinin ardından girdikleri psikiyatri ihtisasları sürecinde, ruhsal sorunların medikal yöntemler ve psikoterapiler yoluyla tedavisine yoğunlaşan uzun süreli bir eğitimden geçmiş tıp doktorlarıdır. Hastalık teşhis ve tedavisi yetkisi psikiyatri uzmanlarındadır. Klinik psikologlar ise edebiyat fakültelerinden psikoloji lisansı almalarının ardından, doktora düzeyindeki eğitimlerinde psikoterapi eğitimi de görmeleri durumunda psikoterapi yapabilecek düzeye gelebilirler. Hastalık teşhis ve tedavisinde yetki ve yetenekleri bulunmamaktadır. Hangi hastanın/danışanın psikoterapi görmesi gerektiğine psikiyatri uzmanı karar verecek, psikoterapiye karar verilmişse bunu ya kendisi gerçekleştirecek ya da beraber çalıştığı bir klinik psikologdan yardım isteyecektir.

634041808309426250

Psikoterapinin Türleri

Etkili bir çok psikoterapi yöntemi bulunmaktadır. Bazı yöntemler kimi sorunlar ve bozuklukların çözümünde daha başarılıdır. Bir çok durumda terapist birden çok yöntemi bir arada kullanabilmektedir. Terapi yöntemi kişiye uygun seçilir ve uygulanırsa herkes terapiden yararlanabilir. Bireyin terapiye odaklanması ve değişime yönelik istekli olması terapiden yarar sağlama olasılığını arttırır.

En sık kullanılan psikoterapi yöntemleri şunlardır:

Bilişsel davranışçı terapi sağlıksız ve olumsuz düşüncelerinizi, davranışlarınızı sistemli bir biçimde gözden geçirmenize ve bunların yerine sağlıklı ve olumlu olanlarını koymanıza yardımcı olmayı hedeflemektedir. En yaygın terapi yöntemlerinden olup, sıklıkla her bir terapi seansında ne yapılacağı önceden belirlenmiştir.

Kişiler arası terapi aile fertleriniz, arkadaşlarınız ve meslektaşlarınız gibi diğer kişilerle olan mevcut ilişkilerinize odaklanarak kişiler arası ilişkilerinizi düzeltmenize yardımcı olmayı hedeflemektedir.

Dinamik psikoterapi bilinç dışı düşünce ve davranışlarınıza odaklanarak hedefleriniz doğrultusunda içgörü geliştirmenize yardımcı olmayı hedeflemektedir.

Aile terapisi aile bireylerinin birbileriyle etkileşimlerinin anlaşılmasına, bunlarla ilgili sorunların çözümüne ve sağlıklı iletişime geçilmesine odaklanmaktadır.

Grup terapisi benzer ruhsal sorunları olan fertleri bir araya getirerek, uzman bir danışmanın gözetiminde bir tartışma ve etkileşim ortamının oluşturulmasını sağlamaktadır.

Evlilik danışmanlığı çiftlerin daha iyi iletişim kurabilmelerine, aralarındaki tabii farklılıkları müzakere edebilmelerine ve sorunlarını daha sağlıklı şekilde çözebilmelerine yardımcı olmayı hedeflemektedir. Çift terapisi de denilmektedir.

Psikanaliz geçmişten gelen anılarınızın, olayların ve duygularınızın güncel duygu ve davranışlarınıza olan etkilerini araştırmanıza yardımcı olmaktadır.

Devamını Oku

Etkin Bir Tedavi Yöntemi : EMDR

EMDR nedir?

EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) kelime anlamıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme anlamına gelen, genelde terapistin parmağını gözlerle takip etmeye dayanan, uykunun REM evresinde ortaya çıkan hızlı göz hareketleriyle beyin hemisferlerini uyararak hastanın bilinç altına itilmiş, kendisini rahatsız eden olay ve duygulara yoğunlaşarak, ortaya çıkarmaya yarayan bir tekniktir.Ayrıca vücuda iki yönlü basınç uygulanması ya da kulağa iki yönlü ses verilmesi ile de iki yönlü uyaran sağlanabilir.

 

EMDR Hangi Durumlarda Uygulanır?

EMDR psikodinamik, bilişsel, davranışçı ve danışan odaklı psişik yaklaşımların bir çok öğesini bir araya getiren bir tedavi yöntemidir. Başta Travma Sonrası Stres Bozukluğu olmak üzere;

  • Suçluluk duygusu
  • Öfke
  • Depresyon
  • Fobi ( özellikle uçak, okul fobileri, sosyal fobi)
  • Yas
  • Performans ve konsantrasyon geliştirme (spor, sınavlar vs)
  • Özgüven kaybı
  • Stres
  • Endişe
  • Kişilik bozuklukları
  • Yeme bozuklukları (kilo alamama, kilo verememe, bulimia nevroza, anorexia nevroza, ortoreksiya nevroza=sağlıklı yemek yeme takıntısı)
  • Gerilim baş ağrıları
  • Madde, alkol bağımlılıkları
  • Cinsel işlev bozuklukları
  • Beden algısı bozuklukları
  • Kronik ağrı
  • Kekemelik, tikler, çocuklarda idrar tutamama gibi psikolojik rahatsızlıklarda EMDR uygulanır.

 

EMDR Nasıl Etki Eder?

 

Bir kişi duygusal ya da fiziksel herhangi bir travma yaşadığında, o travmanın oluşumu, görüntüleri, sesleri, duyguları beynimizin sağ yarımküresinde saklanır. Kişinin travmayla ilgili geliştirdiği savunma mekanizmaları (aklileştirme, mantığa uydurma) ise beynin sol yarımküresinde gerçekleştirilir.

Tüm bu akla, mantığa uydurma mekanizmaları travmayı uzun süre bilinç altına saklasa da çoğu zaman kişinin duyduğu rahatsızlığı ve kötü hisleri tamamen yok edemez. Zaman zaman bir buzdağının su altındaki kısmı gibi travmatik etkilere bilinçaltında gizlenen hayaller ve gerçeklikle bağlantılı olduğuna inanılan duygu ve görüntüler de eklenebilir.

EMDR uygulaması sırasında kişiden yaşadığı travmayla ilgili bir görüntü oluşturarak, bu görüntünün bir olumlu bir de olumsuz açıdan değerlendirerek iki farklı senaryo geliştirmesi ve olayla ilgili duygusal ve fiziksel tepkilerine dikkat etmesi istenir. Bu sırada genellikle hastanın terapistin parmaklarını izleyerek hızlı hareketlerle gözlerini sağa sola oynatması gibi uygulamalarla beynin hem sağ hem sol yarıkürelerinin aynı anda çalıştırılması hedeflenir.

Uygulama esnasında hasta tamamen bilinçlidir. Zihinde oluşan her görüntü ve duygunun doğru olduğu kabul edilir.

EMDR uygulamasının özünde kişinin travmatik olayı hatırlayarak, o olayı hatırladığında duyduğu olumsuz duygulardan kurtulması yatar.

EMDR uygulamasında;

1.Önceki dönemlere ait, bilinçaltındaki travmatik anı ve olayların çözülmesi sağlanır.

2.Görünürdeki patolojiyi tetikleyen birincil uyaranın duyarsızlaştırılması sağlanır.(Sekonder koşullanma neticesi mevcut stres faktörünü aktifleyen uyaranın duyarsızlaştırılması)

3.Gelecekteki uygun, doğru davranış kalıplarını sağlayıcı becerilerin yerleştirilmesi sağlanır.

EMDR Tekniği Ne zaman Nasıl Geliştirildi?

Francine Shapiro tarafından, ilk olarak 1987 yılında bir kır gezintisi sırasında keşfedilmiştir.

Shapiro, bu gezinti sırasında, aklını kurcalayan ve sıkıntıya yol açan bir sorunu düşünmektedir. Ancak bir süre sonra fark eder ki, sıkıntısı belirgin derecede hafiflemiştir. Bunun nasıl olmuş olabileceğini düşündüğünde, patikadaki yürüyüşü sırasında, bakışlarını tekrarlayıcı şekilde sağa ve sola hareket ettirmiş olduğunu hatırlar. Sonra, danışanın gözleri ile takip edeceği şekilde, el hareketleri ile ilk deneylerini yapar. Araştırmalar ilerler ve eğitimler başlar. Manfield’ın verdiği bilgiye göre, şu anda yılda yaklaşık 4000 kişi bu eğitimi almaktadır.Teknik, bilgi işleme modelini baz alır. Uygulama, çeşitli aşamalardan oluşmaktadır. Bu aşamalar, travma anısını işlemekle başlar, yeni tutum ve davranışların yerleştirilmesi ile sonlanır.

EMDR son 25 yıldır hızlı ve etkili sonuçlar veren alternatif bir terapi şekli olarak tüm dünyada ilgi görmektedir. Ülkemizde de 1999 Adapazarı, Gölcük ve Düzce depremlerinde travma sonrası stres bozukluğu, panik atak, fobi gelişen olgularda başarıyla uygulanmış ve yüz güldüren neticeler alınmıştır.

Travma günlük pratikte stres düzeyini arttıran olaylara verilen genel bir ad gibi değerlendirilebilir. Bununla beraber ani ve beklenmedik tarzda gelişen, rutinimizi bozan, kaygı, panik, stres yaratan, kişinin mantıklı, doğru kararlar verme yetilerini bozan olaylar travma olarak adlandırılır. Deprem, sel, heyelan, hortum gibi bir doğal afet, yaşanan bir trafik kazası, taciz, cinsel istismara uğrama, kapkaç, hırsızlık gibi olaylar, eşten, öğretmenden, askerde komutanından yenen beklenmedik bir ilk tokat, mültecilik, rehin alınma, eş-sevgili tarafından aldatılmak travmaya örnek teşkil edebilir.

Kişinin anlamlandıramadığı bir olayla karşılaşarak çaresizlik hissetmesi, yaşamına karşı bir tehdit, vücut bütünlüğünün bozulmasına yönelik bir tehdit, sevdiklerine yönelik bir tehdit, inanç sistemine karşı bir tehdit yaratan olaylar kişide travmatik etki bırakır.

EMDR Tedavisi Ne Kadar Sürer?

EMDR ile tedavi travma çeşidi ve yoğunluğuna bağlı olarak 1-4 seansta verebilirken, çok dirençli vakalarda 1 yıldan uzun süren EMDR uygulamaları da gerekebilmektedir.

Devamını Oku

Öfke ve Öfke Yönetimi

Öfke ve Öfke Yönetimi 

“Çok sinirliyim”, “Artık tahammül edemiyorum”,

“Kendime hakim olamıyorum”, “İnsanları çabuk kırıyorum ve sonrasında çok pişman oluyorum”…

Bu cümleler kulağınıza hiç yabancı gelmiyor değil mi? Son zamanlarda hemen her ortamda duyduğunuz cümleler bunlar. Şiddetin kol gezdiği bu çağda ve ortamda öfkemize hakim olamamak en büyük sıkıntılarımız arasında yer alıyor. Öfkeyi kontrol etmenin amacı, insanın bu duygusunu saldırgan davranışlara dönüştürmeden, kendisine ve çevresine zarar vermeden doğru olarak ifade etme becerisini kazanabilmesidir. Peki, bu kontrolü sağlamak kolay mıdır? Aslında çok da zor değildir. Yetersizlik, acizlik, kıskançlık, korku, endişe, yalnızlık, itilmişlik ve de anlaşılamamak öfkeyi ortaya çıkaran başlıca duygulardır.

Öfkenin kaynağı olan bu duyguları paylaşabildiğiniz, anlayabildiğiniz ve doyurabildiğinizde aktarımı da daha olumlu olacaktır. Amacınız öfkeyi tamamen yok etmek değil, öfkenin aktarımında çevrenize zarar vermesini önlemektir. Öfke, doğal ve geçici bir duygudur, her insan yaşar. Önemli olan sinirinizin ve öfkenizin saldırgan davranışlara ve kine dönüşmemesidir.

Öfke nedir?

Öfke son derece normal ve yaşamın sürdürülmesi için gereken bir duygudur. Öfke, istenmeyen sonuçlar, karşılanmayan beklentiler, istediğini alamama, haksız davranışa maruz kaldığını düşünme, arkadaş, iş kaybı, kaçırılmış fırsatlar, engellemeler, kavgalar, kıskançlıklar, anlaşılamama,sevilmeme, reddedilme vb. durumlarda ortaya çıkar. Öfke, son derece doğal, evrensel ve insani bir tepkidir. Öfke, uygun ifade edildiğinde sağlıklı bir duygudur. Ancak öfke kontrolden çıkıp yıkıcı hale dönüştüğünde, hem yöneldiği hedefi hem de kaynağını olumsuz bir yaşantı içine sokmaktadır.

Burada öfkeyi yaşayan için, öfkenin kontrolü; öfkenin yöneldiği kişi içinse, gelen bu öfkeyle nasıl baş edeceği önemli bir sorundur ve kişinin yaşamında oldukça önemli sorunlara yol açabilmektedir.

grrrr

Öfke çeşitleri nelerdir?

Maskelenmiş Öfke Çeşitleri:

Pasif-agresif öfke: Bu tip öfke pasif agresif şekilde insanlara kırıcı olarak ifade edilir. Sonuçları itibariyle bu tip dolaylı şekilde insanları öfkeleri yüzünden kıran insanlar, anlaşılmamaya ve yalnızlığa mahkûmdur.

Kendine yöneltilen öfke: Bu tip öfkede, insanlar önce hayatlarından yanlış giden şeylerden dolayı kendilerini adil olmayan biçimde suçlamaya, kendilerini değersiz bulmaya, kendilerine karşı atakta bulunmaya ve en son olarak da kendilerine zarar verme ve yok etmeye yönelik eylemlere girişirler. Depresyon ve anksiyete ile ilgili birçok rahatsızlık bu tip bir öfkenin sonucu olarak ortaya çıkar.

Patlayıcı Öfke Çeşitleri:

Ani öfke: Bu tip öfke kişinin tamamen kontrolden çıkmasına yol açar. Hayatın zorluklarına ve hayatlarının her zaman istedikleri gibi gitmemesine tahammül ve sabır seviyeleri az insanlarda ortaya çıkan bir öfke biçimidir. Bu insanların genel hayattaki stres seviyeleri de yüksektir. Çevresindeki insanları ani bir biçimde kırdıklarından dolayı yakınları bu kişilerin yanlarında rahat ve güvende hissedemezler.

Utanca dayalı öfke: Kişi yaptığı hareketten dolayı utanç duyduğunda, bu utancı bastırabilmek için öfkesini abartılı bir şekilde çevresine yöneltebilir. Utanç insanı değersiz ve mutsuz hissettirebilen komplike bir emosyondur. Dolayısıyla bu emosyonla sağlıklı bir şekilde başa çıkmayan insanlar etraflarına karşı saldırgan tavırlar içine girebilirler.

Planlanmış öfke: Öfke bir sürü insanı korkutan, sineye çeken bir olgu olması sebebiyle, bazı kişiler planlı olarak istediklerini elde edebilmek için öfkeli davranırlar. Bu tip bir öfkenin de planlı bir biçimde başlanmış olsa da fizyolojik etkileri kontrol dışı olup, insanın kendisine de zarar verecektir.

Kronik Öfke Çeşitleri:

Alışkanlık yapmış olan öfke: Çok uzun ve öfkeli geçirilmiş dönemler insanlarda öfkenin bazı davranış biçimlerinin kronikleşmesine yol açar. Örnek vermek gerekirse, çocuklukları öfke dolu geçmiş insanlar şartlar değişse bile daha eleştirel ve negatif bakış açısına sahip olup, alışkanlık olarak çok daha kolay öfkelenebilme trendine sahip olabilirler.

Korku bazlı öfke: Geçerli bir sebebe dayanmayan korkuları olan insanlar da genelde öfke dolu olabilirler. Bu insanlar sürekli korkacak bir sebep buldukları için yaşadıkları stresi sürekli öfkeyle ifade edebilirler. Yersiz aşırı kıskançlıklar da bu tip bir öfkenin alt kategorisinde incelenebilir.

Öfkenizi kontrol edemezseniz, haklı olduğunuz durumda bile haksız duruma düşebilirsiniz. Sinirinizi doğru bir şekilde ifade edememeniz, geri dönülmesi imkansız durumlara ve pişmanlıklar yaşamanıza sebep olabilir. Bunları yaşadıkça en yakınlarınızı bile karışınızda bulabilirsiniz. Öfkenizi sağlıklı bir biçimde aktarabilmek için önce kendinizi tanımanız ve isteklerinizi bilebilmeniz gerekir. Duygularınızı açıkça ifade edebiliyor ve sorumluluklarınızı biliyorsanız, olumsuz duygularınızı da karşı tarafa sağlıklı bir biçimde aktarabiliyorsunuz demektir.

 

Öfke Ne İşe Yarar?

  • Öfke, son derece normal ve yaşamın sürdürülmesi için gerekli bir duygudur.
  • Öfke duygusal bir tepkidir.
  • Öfke uyarıcı bir işarettir.
  • Öfke kişiyi tehditlere karşı uyarır ve kendisini korumasına olanak sağlar.
  • Öfke, yeni öğrenmeler için motivasyon kaynağıdır.
  • Öfke sınırlandırılabildiği sürece sağlıklıdır ve işe yarar.
  • Öfke, kontrol edilmediğinde kişinin kendisi ve çevre için zararlı olabilir.
  • Öfkenin sağlıklı ve işe yarar olabilmesi için inkâr edilmemesi, bastırılmaması ve öncelikle kabul edilmesi, tanınması ve kontrollü bir biçimde ifade edilebilmesi gerekir.

Öfke Ne Değildir?

  • Öfke bir problem çözme aracı değildir.
  • Öfke bir öç alma ve intikam yolu değildir.
  • Öfke başkalarını suçlama biçimi değildir.
  • Öfke şiddet göstermek ve suç işlemek için bir neden değildir.
  • Öfke başkalarını kontrol etme yolu değildir.
  • Öfke bir haklı olma yolu değildir.

Öfkenin Sonuçları

Fiziksel Problemler:

  • Baş ağrıları,
  • Mide rahatsızlıkları,
  • Solunum problemleri,
  • Cilt problemleri,
  • Jenital (Üreme) ve böbrek fonksiyonlarında problemler,
  • Artrit (Eklem İltihabı)
  • Sinir sistemi rahatsızlıkları,
  • Dolaşım sorunları,
  • Varolan fiziksel rahatsızlıkların kötüleşmesi,
  • Kan şekerinin yükselmesi
  • Nabzın ve kan basıncının artması
  • Sık sık ve zor nefes alma
  • Kas ağrıları, sırt, boyun.

Zihinsel Problemler: 

  • Konsantrasyon bozukluğu
  • Düşük performans
  • Unutkanlık
  • Uykusuzluk
  • Dikkatsizlik

Davranışsal Problemler: 

  • Alkolizm
  • Sigara tiryakiliği
  • Huzursuzluk
  • Acelecilik
  • İlaç kullanımı
  • Aşırı yemek yeme

 

Öfkenin Depresyon ile ilişkisi

“Yenilmesi gereken ilk düşmanlar, öfke ile umutsuzluktur.” Alain

Depresyon ile öfke arasındaki ilişkiye en geniş biçimde psikanalitik kuramda değinilmiştir. Klasik psikanalitik görüşe göre içe dönük öfke, depresyonun ruhsal etiyolojisinde rol oynayan bir etkendir. Freud yas ve melankoliyi gerçek veya simgesel kayıpların tetiklediğini öne sürerek, depresif hastalardaki suçlanma ve intihar düşüncelerini kaybedilen nesneye karşı duyulan öfkenin, kendine zarar verme isteği şeklinde kişinin kendisine yöneltmesiyle açıklamıştır (Gabbard 1995). Klein, depresyonu olan hastaların kendi yıkıcılıkları sonucunda sevilen iyi nesneleri yok edecekleriyle ilgili umutsuzca kaygılandıklarını ileri sürmüştür (Gabbard 1994).

Depresyonun ruhsal nedenlerine dönük bu kuramsal açıklamaların yanı sıra öfke ve sinirliliğin depresif belirti kümesinin bir parçası olabileceği de ileri sürülmüştür. Depresyonu olan hastaların yaklaşık %30-40’ında öfke atakları görüldüğü, bu oranın anksiyete bozukluğu olan hastalara göre iki kat fazla olduğu ve öfke atakları olan anksiyete bozukluğu hastalarının daha çökkün olduğu bildirilmektedir (Fava ve Rosenbaum 1999). Moreno ve arkadaşları, öfkenin depresyon için olduğu kadar intihar için de belirgin bir tanısal işaret olduğunu saptamışlardır (Moreno ve ark. 1993).

KAYNAKÇA:

McKay, M., McKay.J., & Rogers, P.(2003). When Anger Hurts. Oakland: New Harbinger Publications.

Tafrate, R.C., Kassinove, H., and Dundin, L. (2002). Anger episodes in high and low trait anger community adults. Journal of Clinical Psychology, 58, 1573-1590

Fava M, Rosenbaum JF. (1999) Anger attacks in patients with depression. J Clin Psychiatry, 60: 21-24.

Gabbard GO (1994) Psychodynamic Psychiatry in Clinical Practice. American Psychiatric Press. 2. baskı, Washington DC. s. 224.

Gabbard GO (1995) Mood disorders: Psychodynamic etiology Comprehensive Textbook of Psychiatry/VI Editors: HI Kaplan, BJ Sadock Williams&Wilkins, New York, s. 116-1123.

Luhn, R. R.(1996). Kızgınlıkla Başa çıkma. Alfa Yayınevi.

Gun, N. (1996). Geçmişin Gölgeleri.

Lerner, H. (1997). The Dance of Anger.

Devamını Oku