ÖDÜL VE CEZA YÖNTEMİ

Günümüzde oldukça yanlış kullanılan her iki yöntemin de amacı aslında disiplini sağlamaktır. Disiplin çoğunlukla kural ve yönetmeliklere uygun sergilenen düzen anlamında kullanılmaktadır. Disiplin altına almanın bir anlamı denetlemek diğer anlamı eğitmektir. İlk anlam çerçevesinde “yönetmek, hizaya sokmak, sınırlamak, dizginlemek, susturmak, zorlamak, engellemek, cezalandırmak, dayakla adam etmek, azarlamak, eleştirmek, ayıplamak, sitem etmek” vardır. Disiplinin diğer anlamı ise “eğitmek, antrenman yaptırmak, bilgi vermek, bir şeyin esaslarını öğretmek, aşılamak, alıştırmak, eğitim vererek ve denetim altında tutarak boyun eğdirmek ve düzene sokmak, düzeltmektir”. Her iki anlamda da güç kullanmayı gerektirdiği için, çocuklar bu güce karşı koyarak, isyan ederek ya da yalan söyleyerek kendilerini savunurlar.

 

Disiplin üzerine ciddi araştırmalar yapmış olan Psikolog Thomas Gordon  disiplinle ilgili şöyle der: “Disiplinin pek çok kişi için evdeki kedi ve köpeklerine kullandıkları biçimde ödül ve ceza kullanmakla eşdeğer olduğunu gördüm. Ödüllerin etkili olmadığını, cezaların işe yaraması için şiddetli olması gerektiğini öğrendim. Cezanın çocukların saldırganlıklarını engellemediğini, tersine saldırganlıklarının nedeni olduğunu keşfettim”. Otoriteye zorunlu olarak boyun eğen bu çocukların, büyüdüklerinde sorun yaratan ve isyankar çocuklara dönüşme ihtimalleri yüksektir. Bu kişilerin denetim odağı dıştan gelen yönlendirmelerle sağlandığı özdenetim becerisi geliştiremezler (dış denetim odağı-dış disiplin). Tersine kendi kendini disipline etmiş kişilerde denetim odağı (iç denetim odağı-iç disiplin) içeridedir.

 

Cezalar, çocuğun davranışını değiştirmek amacıyla çocuğa karşı takınılan acı verici ya da saldırgan tutumlardır. İsviçreli psikolog Piaget’e göre çocuklar, ödül ve ceza kullanılınca kendilerini yönetme haklarının ellerinden alındığını ifade eder. Ceza, denetim altına alınanları, gözleri kapalı her şeye uymaya yönelten, dış denetimli davranış yönetimi tekniğidir. Çocuğa “kendin için iyi olana göre değil, başkalarının tepkilerine göre karar vermelisin” mesajı verilir. Halbuki özellikle orta çocukluktan ergenliğe geçerken akran baskısıyla kötü alışkanlıklar kazanma ihtimali olan bir gencin yanında annesi, babası ve öğretmeni yoktur. Ebeveynler genelde iyi niyetle çocukları iyi insan olsun, olumsuz davranışları değişsin diye ceza yöntemine başvurmaktadır.

 

Temelde iki tür ceza vardır:

 1-Tokat atmak, dövmek, vurmak gibi yöntemlerle fiziksel acı içeren fiziksel ceza vermek.

2-Yalnız bırakmak, ilgiden mahrum bırakmak ya da özgürlüğünü ve bir kısım izinlerini elinden almak suretiyle duygusal ceza vermek

 

Çocuklukta yaşanan fiziksel ceza ile ileriki yıllarda depresyon, intihar ve diğer psikiyatrik bozukluklar arasında yakın ilişkili olduğu bilinmektedir.

 

 “Odaya kapatma, yaptığı yaramazlığı telafi için fazladan çalıştırma, en sevdiği oyuncakla oynamasına ya da bisiklete binmesine izin vermeme, zorla yemek yedirme, sevmediği yemeği bitinceye kadar sofradan kalkamama, arkadaşlarının önünde aşağılama, bağırıp çağırma, yok sayma” gibi davranışlar duygusal cezalara örnek gösterilebilir.

Çocukların kendilerini denetleyen kişilere karşı geliştirdikleri baş etme

yöntemleri vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir: “Karşı koymak, isyan etmek, öç almak, saldırganlık, kanun ve kurallara uymamak, kızmak, yalan söylemek, aldatmak, suçu başkalarına atmak, yağcılık yapmak, aşırı hayallere dalmak, rekabet etmek, kaytarmak, kopya çekmek, evden kaçmak, okulu bırakmak, konuşmamak, yetişkinleri defterden silmek, umursamazlık, ağlamak, depresyon, korkmak, yeni bir şeye denemeye çekinmek, sürekli onay aramak, güvensizlik, psikosomatik belirtiler, aşırı yemek, aşırı perhiz yapmak, boyun eğmek, içki ve uyuşturucu kullanmak vb…

Engellenmeye karşı gösterilen tepki saldırganlıktır. Yıllar önce hayvanlar sonra çocuklarla deney yapılmıştır. Deneklerin çok ihtiyaç duydukları şeyler (yiyecek oyuncak, vs.) elde etmelerine izin verilmemiştir. Engellenenler saldırganlaşmışlardır. Psikologlar bunun üzerine engellenme ve saldırganlık kuramını geliştirmişlerdir.

Ödüller de cezalara benzer. Bir kez ödül sistemi kurulduktan sonra çocuğa ödül verilmemesi ceza olarak algılanır. Ödül alamamak da cezalandırılmak gibi özsaygıyı yıpratıcı ya da öfke uyandırıcı sonuçları olabilen mutsuzluk veren bir deneyimdir. Cezada itaatsizlik cezalandırılır, ödülde ise itaat ödüllendirilir. Dikkat ederseniz her iki durumda da koşul vardır. Çocuklar, hoşumuza gitmeyen şeyler yaptıklarında sevgiyi geri çekerken, hoşumuza giden şeyler yaptıklarında sevgi vermek “koşullu ebeveynliktir”. Çocukların iyi davrandıkları karşılığında bir şey almaları gerektiğini öğrenmeleri oldukça yanlıştır. Çünkü yaşayacakları toplum kimseye kurallara uygun davrandıkları için ödül vermez.

 

Kişinin sorumluluk alması için onu istemesi gerekir. Zorlama bu isteği

uyandırmaz. Ceza alan çocuk kendini kurban olarak görür ve sorumluluktan kurtulur. İstek içten gelir. Kendi seçiminizdir. Yani ödül ve ceza iç disiplini geliştirmede etkisizdir. Dolayısıyla çocuklarla ve gençlerle baskı kullanılmayan ve onlarla birlikte işbirliği içinde çalışılan yöntemler gereklidir.

 

Sağlıklı Günler Dilerim

Uzm. Dr. Burhan Burhanoğlu

Fethiye Psikiyatrist & Psikoterapist

 

 

 

 

Devamını Oku

Kararsızlık ve Getirdiği Sorunlar

Hem aç hem susuz olan bir eşek, kendisinden eşit uzaklıkta bir yere konulmuş olan su ve saman balyası arasında bir türlü karar veremeyip hem açlıktan hem susuzluktan ölür.

 

Buridan’ın eşeği olarak bilinen bu öykü felsefede özgür irade teması ile ilgili olarak kurulmuş bir paradokstur. Fabl ismini Fransız nominalist filozof Jean Buridan’dan (1295-1356) almaktadır. Kararsızlıkla ilgili bir konu açıldığında ilk olarak aklıma Buridan’ın eşeği gelir.. Kararsızlıklık nedir sorusuyla başlayalım.   Kararsızlık, bir konuda karar verememe ya da seçenekler arasında seçim yapamama olarak tanımlanabilir. Bir davranışın gerçek bir kararsızlık olup olmadığına karar vermek için öncelikle o davranışın üşengeçlikten, önemsememeden ya da motivasyonsuzluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını belirlemek gerekmektedir. Gerçek kararsızlıkta bir tereddüt vardır, neyin ya da hangisinin daha doğru olduğu konusunda bir sonuca varamama söz konusudur.  İşte bu nedenle  “En kötü karar kararsızlıktan  daha iyidir” sözü önemsenmelidir.

 Bazı insanlar günlük yaşamında karar vermeyi gerektiren bir durumla karşılaştığında kolayca karar veremez. Ne yiyeceğini, ne giyeceğini, nereye gideceğini , ne alacağını saatlerce (bazen de günlerce) düşünür. Bu kişilerin bir kısmında da verdiği kararın doğru olup olmadığı konusunun kafalarını sürekli meşgul ettiği görülür. Kararsızlık, hem kararsızlık yaşayan kişi için hem de bu durumdan etkilenen kişiler için çok yıpratıcı bir süreçtir.

Başlıca kararsızlık nedenleri

 

  • Özgüven eksikliği : Özgüveni yüksek kişiler daha kolay karar verirler. Fakat doğru karara varabilmek için bu özgüvenin sağlıklı bir özgüven olması gerekmektedir. Sağlıklı bir özgüvene sahip kişiler yeterince bilgi sahibi olmadıkları durumlarda konuyu başkasına danışmaktan hiçbir rahatsızlık duymazlar. Bir kez karar verdikten sonra ise verdikleri kararın doğru bir karar olup olmadığı akıllarından geçse bile farklı bir karar daha mı doğru olurdu düşüncesi akıllarını sürekli meşgul etmez. Sağlıklı özgüvene sahip kişiler yanlış karar verebileceğini ya da kararı yanlış sonuçlandıysa yanlış karar verdiğini kabul eder.

 

  • Hata yapma korkusu: Karar vermek bir yanıyla seçim yapmadır. Yerine göre de bir risk almadır. Yaptığı seçimin hata olabileceğini düşünmek birçok insanı kararsız bırakır. Hata yapma korkusu yaşayanlar hata yaparsa kendisinin kaybedebileceklerini ya da diğer insanların olası tepkilerini düşünür ve bunları abartırlar.

 

  • Çekingenlik / Utangaçlık : Çekingen ve utangaç kişilerin kararsız kalmalarının en önemli nedeni verdikleri karar nedeniyle başkalarının gözünde değerinin düşeceği endişesidir. Verdiği kararın beğenilmeyebileceğini, eleştirilebileceğini, yanlış anlaşılabileceğini ve tepki görebileceklerini düşünerek endişelenirler. Okul çağında öğretmen soru sorduğunda bilmesine rağmen cevap verememesi de buna bir örnektir. Bu kişilerde tüm kameralar onlara çevrilmiş gibi bir algı vardır. Ayrıca diğer bir önemli sorun da verdiği kararı nasıl açıklayacağı ve uygulayacağıdır. Özellikle başkalarını etkileyecek bir durum söz konusu olduğunda çekingen kişiler karar vermede daha çok zorlanmaktadırlar. Bu nedenle böyle durumlarda bir kararları olsa bile kararsız görünebilmektedirler.

 

  • Mükemmeliyetçilik: Özellikle Obsesif Kompulsif Bozukluk / Kişilik gibi durumlarda sıklıkla görülebilir. Böyle bir mükemmeliyetçilikte kişi ne yaparsa yapsın, ne kadar uğraşırsa uğraşsın mükemmele ulaşamadığını düşünür. Her yaptığında ve her yapılanda eksik bir şeyler bulur. Ayrıntılarla uğraşmaktan, ayrıntılara takılıp kalmaktan belli bir sonuca varamaz. En iyiyi, en güzeli, en mükemmeli yapmaya çalışırken karar veremezler.

 

  • Karşıdakinin ilgisini ve sevgisini kaybetme korkusu Bu yapıdaki kişiler bir yandan kendi isteklerini, bir yandan karşıdakinin isteklerini düşünürken kararsız kalabilirler. Kendi isteklerini yapmaya çalışırlarsa muhtaç olduğunu düşündüğü sevgiden mahrum kalacakları kaygısı yaşarlar. Çoğu zaman hiçbir istekleri, gereksinimleri yokmuş gibi davranır; karar vermeyi ya karşı tarafa bırakır ya da onun istek ve gereksinimlerine göre hareket ederler.

 

  • Bağımlı Kişilik Yapısı: Kendi başına karar veremeyen ve kendi adına başkasının karar vermesini bekleyen bağımlı kişilik yapısına sahip kişiler, her konuda kendi adına başkasının karar vermesini isterler. Onların bu beklentileri dışarıdan kararsızlık gibi görünebilir.

 

  • Bilgi sahibi olmadığı bir konuyla karşı karşıya olma
  • Kimlik karmaşası
  • Sorunlu, çatışmalı bir ortam
  • Karşıdakinin baskın tutumu
  • Her türlü kararın olumsuz sonuçlar içermesi

 

Kararsızlıkla nasıl Mücadele edilebilir?

 

Madde madde sıralamadan önce şunu unutmamalıyız ki karar vermeyi öğrenmek istiyorsak kaybetmekten korkmamalıyız!!!

  • Sadece duruma odaklanın: Kişisel hislerinizi bir kenara bırakın ve edindiğiniz bilgiler doğrultusunda mevzuyu kişiselleştirmeden ilerleyin. Gizli bir dedektif veya muhabir olduğunuzu düşünün. Ya da bir hakem…. Elinizdeki veriler, bilgiler, kanıtlar ne gösteriyor? Ne şekilde ilerleyip ne tür bir karar vermelisiniz?

 

  • Kısa-uzun vade kıyaslaması yapın: Alacağınız kararın büyüklüğüne göre adım atmada kısa ve uzun vade kıyaslaması işinize yarayabilir. Çünkü alacağınız karar uzun vadede sizi daha mutlu edecekse veya kısa vadede yapmanız gereken bir şeyse, bu duruma göre kararınızı verin. Kısa vadede olması gereken bir şey mi? Karar verilmesi gerekiyor mu? Yoksa bir süre daha bekleyebilir mi?

 

  • 10/10/10 Kuralı : Harvard Business Review editörü Suzy Welch, iş hayatı ve ailesi arasındaki dengeyi kurabilmek için 10/10/10 kuralı fikrini ortaya atmıştır. Welch, hayatında karşısına çıkan sorunları bu şekilde çözdüğünü belirtmiştir. Bir karar vermesi gerektiğinde, kendisine 3 soru sormaktadır;

 

10 dakika sonra verilen kararın sonucu hakkında ne hissedeceksin?

Bundan 10 ay sonra nasıl hissedeceksin?

Bundan 10 yıl sonra nasıl hissedeceksin?

 

O anda hislerle alınan kararlar yerine, Welch bu sorulara verilen cevaplarla daha iyi bir seçim yapabildiğini fark etmiştir.

 

10/10/10 kuralını kararınızı ve geleceği şekillendirmek, için kullanabilirisiniz. 10/10/10 kuralı hayatınızdaki önemli şeylerle yüzleşmenizi sağlayacaktır. Bugün sizin için önemli olan şey 10 yıl sonra aynı önemi korumayabilir.

 

  • İhtiyaca bağlı olarak karar verme süresi koyun: Belli bir süreye kadar karar vermeniz gerekiyorsa takviminizde bunu işaretleyin. Bu şekilde ne zamana kadar düşünmeniz veya ne tür bir karar vermeniz gerektiğini daha rahat kestirebilirsiniz. Böylece zamanı gelince kararı vermeye hazır olursunuz.

 

  • Artıları ve eksileri listeleyin: Yine kararın büyüklüğüne göre artı ve eksileri listeleyip eldeki seçenekleri yazılı olarak görmekte fayda var. Belki akşam nereye gideceğiniz konusunda bir listeye gerek yoktur ama yapacağınız tatil planında vermeniz gereken önemli kararlar için bir liste işinizi kolaylaştırabilir.

 

  • Karar verdikten sonra beklemeye bırakın: Bazen her şeyden emin karar veririz ve birkaç gün sonra aslında bu kararın ne kadar da saçma/yanlış olduğunu fark ederiz. İşte böyle durumlarda bazen zamanından önce karar vererek yanlış bir karar almanın önüne geçmiş olursunuz. Bunun için kararı alın ve bekleyin. Eğer aldığınız kararların sonuçlarını görmeye başladıysanız, elde ettiğiniz sonuçlara göre hareket etmekte fayda var.

 

Karar vermeyi işkence mi yoksa özgürlük mü olarak yaşamak istersiniz? Bu soruyu kendinize sık sık sormanızda fayda vardır.  Özgürlük olarak yaşamak istiyorsanız hata yapma lüksünüz her zaman vardır.

 

Sağlıklı Günler Dilerim

Uzm. Dr. Burhan Burhanoğlu

Psikiyatrist & Psikoterapist

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

Karne ve Hissettirdikleri

Yaz döneminin kendini hissettirmesi ile birlikte zor ve yorucu bir yılın ardından öğrenciler  karnelerini aldılar…Peki  karne nasıl bir strese sebebiyet verir, nasıl baş etmeliyiz ve anne babalara ne gibi sorumluluklar düşmektedir?

Çocukları ellerinde karneyle eve geldiği zaman merakla karneyi gözden geçiren anne-babalar o anda farklı duygular  yaşarlar. Yaşadıkları bu duygular doğrultusunda çocuklarına farklı tepkiler ve geribildirimler verirler. Çocuklar da ailelerinden aldıkları bu tepkiler doğrultusunda özgüvenlerini ve kendilik algılarını şekillendirirler.Karne, çocukların sadece akademik başarılarını veya başarısızlıklarını gösteren bir belge değildir. Aynı zamanda, çocukların başarılı ve zayıf oldukları yönleri, çabalarını, davranışlarını, kendilik algılarını yansıtır ve ailelerin  çocuklarının bu yönleri hakkında da bilgi sahibi olmalarına yardımcı olur. Kötü karne ile karşılaşan anne baba çoğunlukla “Neden zayıf getirdin?” şeklinde sorular sormaktadır. Kötü karne sonucunda çocuk ve genç birçok olumsuz durumla karşılaşmaktadır. Sevgi yetersizliği, olumsuz koşullar, yanlış tutumlar ve ilgisizlik. Böylece bilgi edinmede zorluk  çeken çocuğun, öz saygı geliştirmesi ve kendine güveni de tehlikeye girmektedir.Eğer anne baba eğitim yılı içinde okul ve öğretmen ile yeterince işbirliği yapmışsa, çocuğun sınıf içindeki düzeyini  ve nasıl bir karne alacağını tahmin edebilecektir. Bu nedenle başarısızlık durumunda “sonuçtan çok bu sonuca nasıl  gelindiğinin” değerlendirilmesi önemlidir. Öncelikle, çocuğun yeteneklerine uygun, ulaşılabilir beklentiler  geliştirebilmek için her çocuğun bireysel kapasitesi göz önüne alınmalıdır.

 Anne‐baba ne hisseder?

Her anne-baba çocuğun başarılı olmasını ister, sınıf birincisi olmasa da çocuğunun ona verilen emeklerin karşılığında belli bir seviyede iyi notlar almasını bekler. Ancak çeşitli nedenlerle bu her zaman mümkün olmayabilir. Karnedeki düşük  notlar anne babaların üzüntü, hayal kırıklığı, zaman zaman kızgınlık, hatta suçluluk duymalarına neden olabilir. Sanki o notlar sadece çocuklarının değil kendilerine verilen notlardır. Bu durumda duygusal tepki vermeleri çok doğaldır. Genel  olarak bu durumda karne sonrasında cezalar verilir (planlanan bir tatile çıkılmaması, ya da söz verilen bir şeyin alınmaması gibi). Ancak en çok sorun ve sıkıntı yaratacak anne-baba tutumları, fiziksel ceza (dayak gibi) ya da psikolojik zarar verecek (aşağılama “Sen ne kadar aptal bir çocuksun” ya da kıyaslama “Bak kuzeninin karnesine, hepsi  pekiyi” gibi) tepkiler verilmesidir. Anne-baba karneyi ilk ellerine aldıklarında kötü bir sürprizle karşılaşmış gibi hissederler, bu nedenle ilk tepki genelde çok kontrol edilemeyen duygusal (kızmak, bağırmak gibi) bir tepkidir. Sonra  biraz daha sakinleşip durumu değerlendirmeye başlarlar. (Neden böyle oldu? Neyi eksik yaptılar, bu durumu nasıl düzeltebilirler) Başarısız bir karne karşısında ilk olarak kızgınlık hissetmek doğal gibi görünse de bu yaşanılan sorunun çözümüne yardımcı olmayacaktır. Ama tabi ki de hiç bir şey olmamış gibi davranmakta uygun değildir.

Çocuk ne hisseder?

Başarısız bir karne getiren çocuk belli etse de etmese de bu durumdan çok rahatsızdır, hem anne-babanın tepkileri, hem de başarısız olmanın getirdiği suçluluk, üzüntü, hayal kırıklığı, pişmanlık gibi duyguları yaşar. Eğer anne-babanın  göstereceği olumsuz tepkilerden çekiniyorsa yalan söyleme gibi geçici olarak yaşanılacak olumsuzluğu ertelemeye yarayacak  davranışlara başvurabilir. Eğer karne başarısı ile ilgili çok fazla beklenti ve baskı hissediyorsa istenen karneyi  getiremediğinde çok daha ciddi sorunlar yaşanabilir. (uyum ve davranış problemleri, evden kaçmak, kendine zarar verecek davranışlarda bulunmak; hatta intihar gibi).Karne ve okul başarısı anne-baba için ne kadar önemliyse çocuk içinde o kadar önemlidir. Sadece çocuklar bunu farklı şekillerde gösterirler (umursamıyor, önemsemiyor gibi görünebilirler). Aslında bu tepki anne-babayı daha da çok üzer, ya da kızdırır. Ancak bilinmesi gereken her çocuğun karneyi önemsediğidir. Ama her çocuk kaygıyı dışarıdan görülebilecek şekilde belli etmeyebilir.

Okul başarısızlığına sebep olan etkenler nelerdir?

Okul başarısızlığı, öğrencinin gerçek yeteneği ile okuldaki başarısı arasında görülen farklılık olarak tanımlanabilir. Okul başarısı bir çok etkene bağlı olarak değişmektedir. Bunlar arasında çocuğun zihinsel kapasitesi, öğrenme becerisi, okul ve öğretmenlerin bilgi ve tutumları, anne babanın beklenti ve tutumları sayılabilir. Karne döneminde aile ve çocuğun  yaşadığı üzüntüleri bitirip, böyle bir sonucu yeniden yaşamamak için birlikte nedenleri gözden geçirmeleri ve çözümler  üretmeleri gerekmektedir. Anne babasının sevgisini bilen ve onlar tarafından benimsenen çocuk ve ergenler bu üzüntüyü  kısa sürede atlatarak işbirliği yapmakta, başarılı olmaktadırlar. Burada anne babanın yapabileceği çocuğun dışındaki nedenleri ele almak ve çocuğun dikkatini sorumluluklarına çekmektir.

Aileler çocuklarını bu konuda nasıl yönlendirebilir?

Tutarlı, anlayışlı ve sevgi dolu bir aile ortamında yetişen çocuk, kendinden hoşnut olmayı, kendi kendine yetmeyi ve  kendine saygı duymayı öğrenmektedir. Böylece özgüveni gelişmekte ve öğrenmekten zevk almaktadır.Herkesin sorumlulukları olan bir aile ortamında yetişen çocuk sorumluluk almayı öğrenir. Çocuklarımız okul ve derslerin kendi sorumlulukları olduğunu fakat bu sorumluluğu yerine getirme konusunda yardıma ihtiyaçları olursa, bu yardımı almak için her zaman anne-babalarına başvurabileceklerini bilmelidirler. Anne-baba çocuğun zorlanması halinde, kaygılarını paylaşmak ve çocuğun çeşitli çözüm yolları üreterek kendine uygun olanı seçip uygulamasına destek vermek için yanında olmalıdır.Teşvik edici tutumlarla şekillenen bir aile ortamında yetişen çocuğun ise, motivasyonu artmakta ve araştırmaya, yeni şeyler öğrenmeye yönelmektedir. Çocuklarımızı insiyatif olma konusunda teşvik etmeliyiz. Hata yaptıkları durumlarda  ise, herkesin hata yapabileceğini, bu hatayı yapmalarına sebep olan etkenleri ve bir dahaki sefer neleri farklı yapabileceklerini konuşmak ve yeni denemeler yapmaları konusunda onlara destek olmak çok önemlidir. Bu tutumu benimseyen ailelerin çocukları kendilerini büyük bir kabul edilmişlik içinde hissetmektedirler.Çocuklardan her şeyin en iyisini ve en mükemmelini istemek yerine onların çabalarını destekleyin. Birbirinden farklı ilgi ve yetenekleri olan çocuklarımızın istediğimiz her alanda başarılı olmalarını beklemek onlara  taşıyabileceklerinden fazla bir sorumluluk yüklemektedir. Ailenin çocukla ilgili birtakım gerçekçi olmayan beklentiler geliştirmesi ve bunu çocuğa yansıtması çocukta çok büyük kaygı yaratır. Önemli olan çocuğun başarılarının saygı ile karşılanması, buna karşılık hazır ve yeterli olmadığı konularda başarılı olması konusunda baskı yapılmamasıdır.Çocuklarımıza koşulsuz sevgi vermeliyiz. Çocuğun başarılı oldukça sevileceğini düşünmesi çocuğun ailesiyle ilişkilerine zarar vermekte ve gelecek yaşantısında karşılaşacağı ilişkileri yönlendirme konusunda yanlış tutum ve anlayışlar  benimsemesine neden olacaktır.Tüm çocuklar ailelerinin ilgi ve şefkatine ihtiyaç duyarlar. Kendilerine bağırmanızı ve azarlamanızı, onları görmezden gelmenize tercih ederler. Böylece iyi davrandığında ilgi görmeyen çocuk, negatif davranışlarla ilgi çekmeye yönelmektedir.Bunu göz önünde bulundurarak, çocuklarımızın günlük hayatta yaptığı ufacık gelişmeleri bile dikkate almanın ve taktir etmenin önemini anlamalıyız.

Kötü karne ile karşılaşan anne-babalar nasıl davranmalı?

Çocuğunuzun karnesini elinize aldığınızda durun ve karnenin size çocuğunuz hakkında ifade ettiklerini düşünün. Çocuğunuza notları hakkında neler hissettiğini sorun ve neler yaşadığını değerlendirmesine yardımcı olun. Değiştirmek istediği bir şey olup olmadığını sorun. Ona her koşulda, yardımcı olmak için yanında olacağınızı hissettirin.Çocuğunuzun karnesini diğer çocukların karnesiyle kıyaslamayın.Çocuğunuza kötü karnenin bir başarısızlık olduğu ve bu başarısızlığın sizi hayal kırıklığına uğrattığı mesajını kesinlikle vermeyin.Çocuğunuza başarı endişesi yaşatmayın.Yazın sık sık ders yapması gerektiğini vurgulamayın. Çocuğunuzu resim, müzik, spor gibi diğer sosyal faaliyetlere katılması konusunda teşvik edin.

 

Sağlıklı günler dilerim

Uzm. Dr. Burhan Burhanoğlu

www.fethiyepsikiyatri.com

Devamını Oku